G Ö N Ü L D E
N
E S İ N
T İ L E R
(III)
İ R F A
N M E K T E B İ
(HAK YOLU)nun
SEYİR
DEFTERİ
YAZAN
NECDET ARDIÇ
Necdet
Ardıç Serisi
III
HAKka varmak ister isen,
Gönül yolun tutman gerek,
Üzerinden varlık yükün,
Hemen çözüp atman gerek.
Bir de kamil yere vanp,
Evvel elin tutman gerek.
Yedi deniz beş deryayı,
Kanat açıp göçmen gerek.
İ Ç İ N D E K İ
L E R
BÖLÜMLER
ÖN SÖZ
BİRİNCİ KISIM -
ETTURu SEBa (yedi tur)
BİRİNCİ BÖLÜM
NEFSİ EMMARE
İKİNCİ
BÖLÜM NEFSİ LEVVAME
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
NEFSİ MÜLHİME
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM NEFSİ MUTMEÎNNE
BEŞİNCİ BÖLÜM
NEFSİ RADİYE
ALTINCI BÖLÜM
NEFSİ MERDÎYYE
YEDİNCİ
BÖLÜM NEFSİ SAFİYE
İKİNCİ
KISIM - HAZARATı HAMSE (beş hazret mertebesi)
SEKİZİNCİ BÖLÜM
EFAL ALEMİ
DOKUZUNCU BÖLÜM ESMA ALEMİ
ONUNCU BÖLÜM
SIFAT ALEMİ
ONBİRINCİ BÖLÜM ZAT
ALEMİ
ONİKİNCİ
BÖLÜM İNSAN-I KAMİL
Ö N S Ö Z
Muhterem
okuyucum. Her ne surette olursa olsun eline geçmiş bulunan bu kitap,
hacmi itibariyle küçük olmakla beraber manası ve özü itibariyle oldukça
yüklüdür.
Bu
risaleden en iyi bir şekilde fayda sağlamak için daha evvelce bu
yollardan geçmiş bir arifin nezaretinde tatbikine başlamak doğru
olur. İçindekileri kendine mal edip o hali yaşamak istiyorsan yolu
budur. Kılavuzsuz yola çıkan yolda kalır.
Eğer
ehlini bulamazsan yine de oku; ancak bu defa sağlıyacağın
fayda ilmî mahiyette kalacaktır, bu dahi senin için çok büyük bir
kazançtır.
Sınırlı
boş zamanlanmda azar azar yazarak Mevlamın izni ile nihâyet tamama
erdirdiğim bu küçük kitapçığın bizlere ve bizden
sonrakilere, yollarında yardımcı olmasını diliyorum.
Mümkün
olduğu kadar kısa ve öz olarak yazmaya
çalıştığım bu mertebelere Cenabı Hak, cümle
gayretli sâlikleri ulaştırsın.
Sevgili
okuyucum, bu risalenin yazılışında, dizilişinde,
basılışında, bastırılışında emeği
ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmişlerine hayır dua et,
ALLAH c.c. gönlünde feyz kapılan açsın.
Yarabbi;
bu risaleden meydancı gelecek manevî hasılatı, evvela acizane,
Efendimiz Muiiammed S.A.V. min ruhuna, sonra merhum, Hazmi Efendi Babamın
ve bütün uşşakî canlarının ruhlarına hediye eyledim
kabul eyle.
NOT:
Bundan sonra neşretmeyi düşündüğümüz; dördüncü
kitabımız lübbül LÜB
ve SIRRÜS SIR ÖZÜN ÖZÜ ve SIRRIN SIRRI (Çeviri) beşinci
kitabımız ise, NAMAZ ve EZANI MUHAMMEDİDE bazı hakikatlerdir.
HAKtan
hepimize yardım, gayret, gönül açıklığı ve ruh genişliği
dilerim.
NECDET
ARDIÇ UŞŞAKİ
TEKİRDAĞ
GÖNÜLDEN ESİNTİLER
İ R F A N M E K T E B İ (HAK YOLU) nun
SEYR DEFTERİ:
Birinci
kısım: Birinci bölüm:
Yolumuzda,
kişinin kendini tanıyabilmesi için yapması lazım gelen
çalışmaları başlıca iki kısımda
toplayabiliriz.
Birinci
kısıma etturu seba yani yedi tur
denmektedir. Adından da anlaşılacağı üzere bu
kısım yedi merhaleden oluşur.
Bunlar da
sırasıyla:
1 -
Nefs-i emmare
2
- levvame
3
- mülhime
4
- mutmeinne
5
-
radiye
6
- merdiyye
7
- safiye
diye adlandırılır.
Bu
kısımda kişi enfüsi yani içe dönük çalışmalar
yaparak kendini tanımaya başlar.
İkinci
kısıma Hazarat-ı hamse yani
beş hazret mertebesi denmektedir.
Bu merhaleler
de sırasıyle;
1 - Efal
alemi
2 Esma
3 Sıfat
4 Zat
5 - İnsan-ı
kamil diye adlandırılır.
Bu
kısımda kişi Afaki yani dışa dönük
çalışmalar yaparak dış alemi tanımış olur.
Bu
mertebeler çalışarak, yaşanarak ve Hakkın lutfu ile
aşılarak kemale erilir. ALLAH c.c. kendine çekmeği dilediği
kullarını bu yoldan geçirterek huzura çıkartır.
Yukarıda
bilertilen merhalelerin aşılması için yapılacak
çalışmalar 24 saatte bir tekrarlanır.
Çalışmaya
başlarken;
- evvela
2 rekat Mirac namazı kılınır.
- Sonra
Tebareke suresi (Sure 67) nin tamamı ile
Haşr suresi (Sure 59) nin
22 ve 23 üncü âyetleri
hüvalla hülleziden okunur,
1 er tesbih
Estağfirullah, salavat-ı şerife ve kelime-i
tevhid çekilir.
N E F S
İ E M M A R E
Çok
emreden, istediğini yaptıran nefs anlamındadır.
Nefs-i
emmarenin boyunduruğundan kurtulmak için şu çalışmalar
yapılır:
Yukarıda
kısaca bahs edilen namaz, sure ve âyetler okunduktan
sonra,
101 adet Estağfîrullah
çekilip, 3 İhlas - 1 Fatiha okunur ve Adem Baba
ile Havva Validemizin ruhlanna hediye edilir.
Sonra
101 adet Salavat-ı şerife çekilip, 3 İhlas
- 1 Fatiha okunur ve Efendimizin ve validelerimizin
ruhlarına hediye edilir.
Bundan
sonra dikkatlice kendini dünyadan uzak tutmaya çalışarak rabıtaya
yönelinir ve
destur ya ALLAH,
destur ya Hazret-i Resulullah,
destur ya Hazret-i Ali
destur ya Hazret-i Pir Hasan Hüsamettin uşşakî,
destur ya Recalel gayb,
neveytü
lillâh falem ennehü la ilâhe illâllahü diyerek,
700 adet Kelime-i
Tevhid çekilip, 3 İhlas - 1 Fatiha
okunur ve Pirimizin Hasan Hüsamettin uşşakî ve Halva-i Bacı
Validemizin ruhlarına hediye edilir.
Nefs-i Emmarenin zikri: La ilâhe
illâllahtır.
İdraki: (Rabbenâ
zalemnâ enfüsena ve in lem tağfirlenâ ve terhâmnâ lenekûnenne minel
hasirin) (Sûre7, âyet 23)
Meâli:
Ey rabbimiz biz nefislerimize zulmettik, eğer sen
bizi bağışlamazsan ve bize merhamet etmezsen hüsrana
uğrayanlardan oluruz.
Hali: (ve
ma uberriü nefsiy innennefse leemmaretün bissui illâ ma rahime rabbiy inne
rabbi ğafururrahim) (S.Yusuf, A.53)
Meâli: Ben
nefsimi temize çıkarmak istemem, çünkü nefis daima kötülüğü
emredicidir. Meğerki Rabbimin esirgediği bir nefs ola, gerçekten
Rabbim bağışlayan ve esirgeyendir.
Yaşantısı: Haktan
gafildir, kötülüğe meyyaldir, isyan ve fenalığın
menşeidir, kötü ahlak sahibidir. Tabiatı zulmani ve süflidir.
Nefs-i
emmarenin belirgin ahlak ve sıfatları şunlardır: Hırs,
tama, şehvet, gadap, kendini beğenme, emretme hırsı,
zulmetme arzusudur
Bu
mertebeden kurtulup yükselmenin anahtarı, Lâ ilâhe illâllah
Kelime-i Tevhididir.
Mürşidinin,
Salike yaptığı bu telkinle zikre başlar, nurunu,
sırrını ve halini müşahede edinceye kadar
çalışmasını sürdürür.
Rengi: Gök
ve kül rengi tonlarındadır.
Mürşidinin
himmeti, irşadıdır.
Şeriat
mertebesidir.
KISA BİLGİ
HAKkın
zatından aynlıp on sekiz bin alem arasında yer alan
1.
akl-ı kül - nefs-i kül,
(2)
2.
arş -
kürsi,
(2)
3.
yedi kat gök (sema - ay),
(7)
4.
hava ateş su - toprak, (enasır-ı erbain) (4)
5.
maden nebat - hayvan
(3) (18) gibi yollar katederek
insan suretinde dünyaya gelen
varlık, şekli olarak o görünümde olmakla beraber, mana olarak henüz o
seviyeye ulaşamamıştır.
Burası;
doğduğu andan itibaren insanın fiziki olarak hayat
bulduğu yer olmasına rağmen, aslında öldüğü
yerdir.
Çünkü,
o, mana olarak Hakkın zatından ayrılmış ve birimselliğe
düşmüştür.
Tabareke
(Mülk) suresinin 2. âyetinde belirtildiği gibi halâkal mevte vel
hayate yani ALLAH c. c. evvela ölümü, sonra hayatı
haketmiştir.
Dünyaya
gelmekten maksat, kişinin gerçek hayatına ulaşması için
elindeki büyük imkanları kullanıp tekrar geldiği yollardan geri
dönüp aslına ulaşması itibariyle İnsan-ı Kamil
mertebesinde kendini Hakkani sıfatlarıyla
bulmasıdır. Böylece İlahi seyr tamamlanır gaye
hasıl olur.
Ben
bir gizli hazine idim bilinmekliğimi sevdim ve bu alemleri meydana
getirdim Hadisi kudsisinde belirtilen hüküm gerçekleşmiş kendini ve
halkını, İnsanı Kamil gözünden her mertebede seyr
etmiş olur.
NEFS-İ
EMMARE şuuruna gelemeyen kimse, ALLAHdan (c.c.) en uzak
noktadadır. Bu bilinçten noksan olan her nefes HAKtan daha da
uzaklaşmaktadır.
Eğer
bir kimse araştırıcı olursa İRCİİ İLÂ
RABBİK (Sure 89, âyet 28) RABBİNe dön emrini derinden hafif hafif
duyar ve onu araştırmağa başlar.
Bu
safhada, Hak yolunda giden aşıklar kervanına rastlarsa oraya
dahil olma arzunu duyar. Kendini kervan halkına dahil ettirebildiğinde
kabiliyeti olduğu da görülürse kervanla birlikte yola devam eder.
İşte
o kimse, o andan itibaren gerçek İNSAN olmağa namzettir.
Gayreti nispetinde o da yoluna devam eder. Himmeti yüce ise sonunda, evvela
kendine oradan da gercek RABbına ulaşır, çünkü
NEFSİNE
BİLEN RABbını BİLİR. denmiştir.
Dünyadan
geçip RABbına dönmeye çalışan kimse işte böylece
(NEFSİ EMMARE) bilincine varmıştır. Daha evvelcede kendinde
Nefsi Emmare gücü vardı, fakat bunun farkında değildi.
İşte bunun farkına varması, onu terbiyeye dönük
çalışmalara başlaması, geriye gidişi durduran en büyük
amildir.
Yukarıda
bahs edilen on iki mertebe iç içe on iki daire olarak düşünülürse en
dış daire Nefsi Emmaredir. O nun kalınlığı
sonsuzdur.
Bu
mertebede kalındığı sürece, eğer gidişi
durdurulmazsa Hakka yaklaşılamaz uzaklaşılır.
Geriye
gidiş durdurulup, merkeze doğru dönülebilinirse aslına
ulaşılır, KAMİL İNSAN olunur.
İşte
bu yüzden NEFSİ EMMARE bilinci ve mertebesi çok önemli bir
başlangıçtır.
Bu
mertebenin içi İnsanlığa yükseliş,
dışı ise, Hayvanlığa iniştir.
Eyy
İnsan görüntüsünde olan varlık! Sakin ve tarafsız olarak kendini
eleştir, araştır, tart, açıkça değerlendir, yerini
tespit etmeye çalış. Bu dünya hayatı bir daha ele geçmez.
Aklıllı insan, daha ziyade yarınını düşünen
kimsedir.
Kendine
merhametin varsa insanca düşün, değerlendir, dengeli karar ver. Ne
yapman gerektiğini gerçekten dünyaya niçin geldiğini düşün.
Hedefini Tayin et ve yolunda devamlı yürü. Bu, kendine yapabileceğin
en büyük lütuftur.
Kimsenin
kimseye fayda sağlayamayacağı günden sakın. Nefs-i
Emmarene hakim olmağa çalış. Güçlü bir pehlivan ol. Dünya
sahnesinden nefsinin muzafferi olarak git. Gereksiz boş şeylerle
vakit geçirme. SEN SENİ BİL. Kendini tanı, HAKkın
indinde değerin artsın. Arifler defterinde kaydın olsun, ebedi
hayat senin olsun.
İKİNCİ BÖLÜM
N E F S İ L E V V A M E
Levm
etmek; çekiştirmek, zemmetmek, paylamak, serzeniş
telaşlanmak, pişmanlık duymak, anlamındadır.
ZİKRİ: YA
ALLAH tır.
İdraki:
fenada fiyzzûlümati en lâ ilâhe illâ ente sübhaneke inniy küntü
minezzalimiyne (Sûre 21, âyet 87)
Meâli:
Karanlıklar içinde senden başka ilah yoktur, en münezzehsin,
doğrusu ben zalimlerden oldum diye niyaz etmişti.
Hali:
lâ uksimü biyevmil kıyameh ve lâ
uksimü binnefsil levvameh (Sûre 75, âyet 1-2)
Meâli:
Kıyamet gününe ve pişmanhk çeken nefse emin
ederim.
Yaşantısı:
Nefs-i levvamenin biri emmareye, diğeri de mülhimeye bakan
iki yüzü vardır.
Ehli
hayvandır. Davul önünde oynar, kürsi dibinde ağlar. Kendini
beğenmiş olup, şer kaynağıdır, ham sofudur.
Nefs-i
levvamenin belirgin ahlak ve sıfatları şunlardır; cehalet,
hamlık, kızgınlık, gıybet, levm, çok yemek, seksdir.
HAVF ve RECA
(korku ve ümit) arasında yaşar.
Bu
mertebeden kurtulup yükselmenin anahtarı, ya ALLAH c.c.
ismi celalidir.
Mürşidinin,
Salike yaptığı bu telkinle zikre başlar, nurunu,
sırrını ve halini müşahede edinceye kadar
çalışmasını sürdürür.
Rengi:
Kızıldır.
Mürşidinin
himmeti, irşadıdır.
Şeriat
mertebesidir.
KISA BİLGİ
Bu
dünya aleminde buluğa eren ve Nefs-i Emmare tesirinde olan kimse,
yukarıda bahsedilen biçimde çalışmalarını sürdürdükçe
yavaş yavaş manen güçlenmeye başlar.
Nefs-i
Emmarede kendine hakim olamayan yapmış olduğu
her işte, oh olsun, ne iyi yaptım diyen ve
pişmanlık duymayan kişi; Nefs-i Levvameye
ulaşınca, az da olsa şuurlanmaya başlar.
Yaptığı
düşük işleri her ne kadar durduramaz ise de ancak
yanlışlıklarının farkına varır. Kendi
kendine pişman olur.
Bir
daha yapmamaya gayret eder. Böyle böyle iradi güç toplamaya başlar. Eski
hareketler frenlendikçe kötülükler azalır ve artık yapılmaz hale
gelir.
Kişi
yavaş yavaş üzerindeki NEFSin hakimiyetinden kurtulmaya başlar.
Ancak burada yine tehlike vardır. Çünkü Nefs-i Levvame bir yüzden içeriye,
yani Nefs-i Mülhime mertebesine bakıyor ise de, bir yüzden de
eski mertebesi olan dışa dönük Nefs-i Emmareye bakar.
Himmetini yüceltirse içeriye doğru ilerler, eğer eksiltirse
dışarıya doğru gidip eski haline döner.
Her
ne kadar bu mertebe dıştan ikinci daire ise de, aslında çok
mühim bir mertebedir.
Balığın
karnında karanlıklar içinde kalan ve oradan çıkmağa
çalışan Yunus (a.s.) gibi niyaz eder;
ve
içinde bulunduğu nefs mertebesinin karanhğından kurtulup,
ZİKRin nuru ve SOHBETin feyzi ile aydınlanmaya
çalışır.
Âyette
Kıyamet gününe ve pişmanlık çeken Nefse yemin ederim diye
buyuran Cenabı Hak, acaba kıyamet ile nefs-i levvameyi niçin
birlikte zikretmiştir?
Demek
ki Hak Teala Nefs-i Levvameye o kadar çok değer veriyor ve bizim dikkatimizi
çekiyor.
Birimsel
kişiliğinin gelişmesi için bu mertebede yüzünü Nefs-i
Mülhimeye çeviren kimsenin oraya ulaştığında Nefs-i
Levvamesinin kıyameti kopmuş olur.
Böylece
onun ahlakından kurtulur, kendine ve Hakka doğru bir daire daha
yaklaşmış olur.
Bu
çalışmalar sonunda idrak yükselmesi yolunda bir merhale daha
aşılmış olur.
ALLAH
c.c. seyr halinde olanlara gayret ve kuvvet versin. Amin
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
N E F S İ M Ü L H İ M E
Kalbine
gönlüne feyz ve ilham olunan kimse anlamındadır.
Zikri:
YA HU dur.
İdraki: ya
eyyühelleziyne amenû tübû ilellahi tevbetennasuhan (Sûre 66, âyet 8)
Meâli:
Ey iman edenler! Yürekten tevbe ederek Allaha dönün
Hali:
kad efleha men tezekkâ (Sûre 87, âyet 14)
Meâli:
Nefsini temizleyen mutlak felaha erer
Yaşantısı:
Nefs-i Mülhimenin iki yüzü vardır, biri Levvameye diğeri, Mutmainneye
bakar.
Görünüşü,
(zahiri) zühd ve takva iledir, iç alemi, (batını)
günah, haddini aşmak, Haktan ayrılmak yolundadır.
Kendini
beğenme, riya, medih edilme zevkidir. Kendini düşünen olup ibadette
ham sofudur.
Nefs-i
Mülhimenin belirgin ahlak ve sıfatları şunlardır.
Ahlakı
şeytanidir, kibir, kendini beğenme, riya, mekr huyudur, hali, hile ve
fitnedir, nasın ahlakı fiilidir.
Nefsi
Mülhime, hayra ve şerre kabiliyetli ilham ve Evham
mertebesidir.
Rengi,
yeşildir.
Bu
makamın anahtarı ve yükselticisi HU ismidir,
Mürşidinin himmeti, irşadıdır,
Tarikat
merbesinin başlangıcıdır. KABZ
ve BAST halidir.
KISA BİLGİ
Evvelki
hallerde samimiyetle çalışmalarına devam eden sâlik bu mertebede
yavaş yavaş hallerinin değiştiğini müşahede
etmeğe başlar.
Evvelce
farkında olmadığı iç alemine değişik duygular
gelmeye başlar, bunların bir kısmı Meleki ilham,
daha çoğuda Şeytani evhamdır.
Burada
en mühim mesele, gelen duyguları ayırdedebilme yeteneğine sahip
olmağa çalışmaktadır. Eğer bu
başarılırsa şeytaniler bertaraf edilip sadece melekilerden
faydalanılmaya çalışılır.
Buradan
geriye dönmemek için tevbe-i NASUH ile azmedip irade gücü
oluşturulması yerinde olur.
Levvamede Yunus
(a.s.) gibi balığın karnında yaşayan kimse, burada
balığın karnından çıkıp Nuh
(a.s.)ın gemisine binmeye çalışmalıdır.
Nefsini
temizleyen, mutlak kurtuluşa erer beyanıyla belirtilen iç ve
dış bünyedeki temizlik, kişinin varlığının
hakikatine doğru yol almasını sağlar.
men
esleme vechehü lillâhi ve hüve muhsinun (Nisa Suresi
4/125) Kim vechini varlığını ALLAHa teslim ederse ona
ihsan olunur beyanında belirtildiği gibi daha sıkı bir
çalışma ile yoluna devam eden sâlik bütün samimiyetiyle Hakka
yönelir.
Bu
çalışma onda zaman zaman ferahlık, zaman zaman da
sıkıntı meydana getirir.
Kolay
olanı tercih ederse geri döner. Zor olanı tercih ederse daha ileriye
gitme yolu açılır.
Bu
hakkın ihsanıdır ve çok değerlidir. Ancak kendini
tanıma yolunda olanlara ihsan olunur.
Böylece
hedefi Nefs-i Mutmeinne olan gönül ehli ağır ağır,
daha emin adımlarla yoluna devam eder.
ALLAH
c.c. seyir halinde olanlara gayret ve kuvvet versin.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
N E F S İ M U T M E İ N N E
Nefs-i
Mutmeinne : Tatmin olan, huzur bulan nefs anlamındadır.
Zikri
: Ya Hak dır
İdraki
: ya eyyetühennefsül mutmeinneh irciıy ila rabbiki (Fecr
suresi 89/27 - 28)
Meâli:
Ey nefs-i mutmeinneye eren kişi, Rabbine
dön
Hali:
inniy veccehtü vechiye lilleziy fetares semavati vel arda haniyfen ve ma ene
minel müşrikin (Fecr suresi 6/79)
Meâli:
Ben varlığımı semavat ve arzı
var edene döndürdüm ben müşriklerden değilim
Yaşantısı: Nefs-i
Mutmeinnenin iki yüzü vardır, biri Mülhimeye bakar,
diğeri Radıyyeye bakar.
Bu
mertebenin belirgin ahlak ve sıfatlan şunlardır.
Meleki
ahlaklıdır. Hali, tevazu ve ihlas üzeredir. Kanaat, sehavet,
şecaat, iffet, fiilleriyle işgörür. Taat ve itaatten zevk alır.
İyiliği terketmekten ve kötülüğe dönmekten korkar.
Rengi;
beyazdır.
Bu
makamın anahtarı ve yükselticisi Hak ismidir
Mürşidinin himmeti, irşadıdır.
Tarikat
mertebesini idrak etme yeridir.
Zaman
zaman KABZ zaman BAST hali devam eder.
KISA BİLGİ
Evvelki
hallerinde yaşamını sürdürerek Nefs-i Mutmeinneye ulaşan
sâlik, önceki hallerinde az da olsa şüphe içinde bulunuyorken burada daha
çok huzur bulmuş ve yaşantısında yeni bir aşama daha
kaydetmiş olur.
Bu
mertebede ilahi huzuru bulup Kendine ve Rabbına
güveni artar. Kendini daha derinlemesine tanımaya başlar.
Bu
yer Rabbın özel olarak HAK zikrine devam eden kullarını
kendine davet ettiği yerdir. Bu davete ancak Nefsini bilen
Rabbını bilir hakikatine aşina olanlar icabet edebilir. Çok
özel bir mertebedir, ümumilikten seçilmişliğe geçiştir.
Oldukça çok çalışma gerektirir. Kulaktan duyan her kişi
değil, gönülden duyan er kişi ancak bu çağrıya
icabet edebilir. Bu hitap batını açık olanlara
ulaşır. Diğerleri sadece kelamını duyar ve orada
kalır.
Gönül
ve can gözünü faaliyete geçirenler bu daveti duyar ve uyarlar. Ey tatmin olup
huzur bulan nefs, Rabbine dön emrini her müslüman duyar fakat bulunduğu
mertebesi itibarile icabet etmeğe çalışır. Bu emre ancak Mutmeinne
olmuş nefs, haliyle icabet edebilir ve Rabbından bu emri
vasıtasız (müşahede ederek) alır. Çünkü gerçek Rabbına
ulaşmıştır.
Daha
evvelce, hayalinde var ettiği Rabbına ibadet ederken, burada gerçek
Rabba yani Rabbül erbaba ulaşmıştır, işte bu
yüzden de Ey mutmeinne nefs hitabına mazhar olmuştur.
Mutlak
İrfan mertebesinin başlangıcıdır. Kendini
tanıma yolunda büyük aşama kaydetmektir.
Ne
büyük saadettir ki Rab, kişiye bu mertebede özel olarak hitab etmededir.
Duyanlara, uyanlara, yaşayanlara gerçekten aşk olsun, helal olsun.
Buraya
gelinceye kadar insanlara olan hitap umumidir. Burada hususiliğe
ve özelliğe geçiliyor.
Rabbın
sana, özel olarak, hitabı ne güzeldir, ne hoştur! Onun için bu
kimseye büyük ihsan vaki olmuştur.
İşte
bu yaşantıya ulaşan ve idrak eden kişide,
karşılık olarak: Ben mutlak varlığımı
semavat arzı var edene döndürdüm, ben müşriklerden değilim idraki
ile cevap vermeye ve bu halin gereğini elinden geldiği kadar yerine
getirmeye çalışmalıdır. İyi bilin ki kalpler ancak
ALLAHin zikri ile mutmain olur (Rad Suresi 13/28) lafzı ilahisi bu hali
ne güzel anlatmaktadır.
Burada
ALLAH zikri demek sadece tesbih ile ALLAH ALLAH diye sayarak onu anmak
değil, ancak idrak ile evvela Rab, yani RUBUBİYYET mertebesini
anlayıp oraya yönelmek, oradanda daha sonraki çalışmalarla
ULÛHIYET mertebesine ulaşmak olduğunu anlamamız icab eder.
Ey bu
yolda yürüyen sâlik, neler aybettiğini veya neler kazanabileceğini
bir bilsen ne olurdu?
ALLAH
c.c. idrak yolunda olanlara âlim ismiyle tecelli etsin. Amin.
BEŞİNCİ
BÖLÜM
N E F S İ R A D İ Y E
NEFS-Î
RADİYE: Razı olan nefs, kayıtsız
şartsız her şeyden razı olan nefs anlamındadır.
Zikri: Ya
HAY dır.
İdraki
: ya eyyetühennefsül mutmeinneh ircii ilâ rabbiki radıyeten (Fecr
suresi 89/27 - 28)
Meâli: Ey
mutmeinneye eren kişi razı olarak Rabbına dön.
Hali: ya
eyyühelleziyne amenusteinû bissabri vessalati innallahe meassabiriyne (Bakara
suresi 2 /153)
Meâli: Ey
iman edenler sabır ve namazla yardım dileyin ALLAH muhakkak ki
sabredenlerle beraberdir.
Yaşantısı: Nefsi
Radiyenin iki yüzü vardır. Biri Mutmainneye;diğeri Merdiyyeye
bakar. Başına gelen her hale rıza göstermeye
çalışır. Büyük cehd içinde olur. Tevekkül hali çok
gelişmiştir. Hakkın nzasını kazanamamaktan korkar.
Nefs-i
Radiyenin belirgin ahlak ve sıfatları şunlardır: Ahlakı,
hoş görüdür. Tevekkül, sabır, teslim, rıza halidir. Tezekkür,
tefekkür, korku fiilidir. Keramet, sevgisi; melekût keşfi; zevkidir
Rengi;
sarıdır.
Bu
makamın anahtarı ve yükselticisi HAY ismidir.
Mürşidinin
himmeti irşadıdır,
Tarikat
mertebesinin devamıdır.
KISA BİLGİ
Daha
evvelki çalışmalarıyle, sâlik Mutmain olarak rabbına dön
hitabına mazhar olma mertebesine ulaşmış idi.
Buna
karşılık sâlik de vechini tam manası ile rabbına
döndürüp Lebbeyk buyur ya Rabbi emret demişti.
Bu
defa Rabbı onu Ey mutmeinne nefs RAZI olarak Rabbına dön
hitabına rnazhar eder.
Bu
hitabı duyan HAK yolcusunun işi zorlaşır. Çünkü bu
mertebe, Rabbının, rızasını kazanma mertebesidir ve
burada bazı imtihanların olması da pek tabiidir.
Cenabı
HAK burada HAY ismi ile yeni bir hayat verdiği kuluna böylece yeni
güçler de vermiş olur. Bu güçlerin yardımıyla sâlik önüne
çıkan engelleri daha kolay geçebilir.
Bu
mertebede KABZ (darlık) ve BAST (genişlik) hali daha
belirginleşir. Geçilmesi oldukça zor olan bu mertebede ALLAH c. c.
kullarına yardımcı olsun.
Burada
her türlü bedeni, mali, ve aile fertlerine gelen sıkıntılarla
imtihan olan sâlik, ayrıca çevreden insanların ezalarına da
katlanmak zorunda kalır. Bütün bunlara Rabbından gelen ve onun
rızasını kazanmak için sabretmesi gereken haller olarak, isyan
etmeden kabullenmesi, kendisini bu zor durumlardan kurtarır.
elleziyne
iza esabethüm musıybetün kalû inna lillâhi ve inna ileyhi raciune (Bakara
Suresi 2/156) O kimselerki kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman
biz ALLAHınız ona döndürüleceğiz, derler. Ey iman edenler
sabır ve namazla yardım dileyin ALLAH muhakkak ki sabredenlerle
beraberdir. (Bakara suresi 2 /153)
Bunlar
ve diğer benzeri bir çok âyetlerde belirtilen hükümleri yerine getirmeye
çalışan sâlikler oldukça zorlanırlar. Böylece birimsel
benliklerinden soyutlanmaya çalışırlar. Başlarına
gelen şeylerden şikayet etmemeye gayret ederler. Diğer insanlara
mümkün olan en ince hoş görü ile muamele etmeye ve herkesi kendilerinden
üstün görmeye çalışırlar.
Bu
anlayış idraki içinde olan sâlike Rabbi Ey huzur bulmuş nefs,
razı olmuş olarak bana dön emrini verince; o da emret ya Rabbi,
dilediğin şekilde muamele et. Kahrın da hoş lütfun da
hoş der ve bu arada hoştur bana senden gelen, ya hilati yahut
kefen; ya gonca gül, yahud diken sözlerini terennüm etmeğe
başlar.
Böylece
epey zaman hayatını Rabbından gelen her türlü hale razı
olarak sürdüren sâlik ve beşşirissabirin (Bakara sure 2/155)
sabredenlere müjdele âyeti ile cevap verilir ve bu mertebeden de
ALLAHın c. c. yardımı ile epey uğraşmalardan sonra
ey mutmeinne olan nefs, RAZI olarak RABBIna dön emriyle geçirtilir.
Yaşam
ve idraki oldukça zor olan bu mertebeden geçmeyi CENABI HAK oraya
ulaşanlara fazla zorluk çıkarmadan nasib etsin.
Gayret
yolcudan, yol verme Hadiden.
ALLAH
c.c. kusurlarınım bağışlayıp, idrakimizi
arttırsın. Amin.
ALTINCI BÖLÜM
N E F S İ M E R D I Y Y E
NEFS-İ
MERDIYYE : Kendisinden razı olunan, hoşnud olunan kimse
anlamındadır.
Zikri: Ya
KAYYUM dür.
İdraki: ya
eyyühennefsül mutmeinneh ircii ilâ rabbiki radıyeten merdıyyeh
fedhuliy fiy ibadiy vedhuliy cennetiy (Fecr suresi 89/27 - 30)
Meâli: Ey
Nefs-i mutmeinneye eren kişi sen ondan razı o da senden razı
olarak Rabbına dön, benim kullarımın arasına ve benim
cennetime gir.
Hali:
fezkûrûniy ezkürküm veşkürûliy velâ tekfürûn (Bakara
suresi 2/152)
Meâli:
Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin nankörlük etmeyin.
Yaşantısı: Nefs-i
merdiyyenin iki yüzü vardır. Biri, radiyyeye diğeri,
safiyeye bakar. Henüz daha beşeri varlığından tam
sıyrılamamış olmakla birlikte bu halin sonuna
gelmiş sayılır, eski hallerine dönmemeye çalışır.
Rengi,
siyahtır.
Bu
makamın anahtarı ve yükselticisi KAYYUM ismidir.
Mürşidinin
himmeti irşadıdır.
Tarikat
mertebesinin devamıdır.
KISA
BİLGİ;
Epey
zorlu çalışmalardan sonra Radiyye mertebesinde olgunlaşan sâlike
yavaş yavaş MERDİYYE yani kendisinden razı ve hoşnut
olunma yolu açılmaya başlar.
Buraya
ulaşan kimseler,
Ey
mutmeinneye eren kişi sen ondan o da senden razı olarak Rabbına
dön, benim kullarımın arasına karış ve benim cennetime
gir, hitabını gönlünden duyarlar.
Bu
kimselere gerçekten çok çok ihsanda bulunulmuştur ve
sıradanlıktan tamamen kurtulmuşlardır. YAKIYN
Nuruyla aydınlanmışlar, HAKkın sevgisini ve
hoşnutluğunu kazanmışlar, bu hal içinde kendilerinden
geçmişlerdir.
Halkı,
alemi, terk etmişler, sadece Rablarıyle alış verişe
başlamışlardır.
Rabları
onlara, beni zikredin, bende sizi zikredeyim, bana şükredin, sakın
küfretmeyin, sözleri ile hitab eder.Bu hitab gönül ehli için çok büyük manalar
ifade eder.
Bu
mertebede zikr, zakir, mezkur, birlenme yolundadır.
Beni
zikr edin hitabını gönülden duyan sâlikin onu zikr etmemesi diye
bir şey düşünülemez.
KAYYUM ismi
ağırlıklı olan bu zikr, baştan beri verilen isimlerle
birlikte çekilmeye devam edilir. Bunların feyz ve nurlarıyle sâlik KAYYUM
isminin gereği olan, kendi varlığı ile kaim olma
yoluna girer. Bu halin kemalinde beşeri benlik ve vehmi
varlığının büyük bir kısmından kurtulmuş
olur.
HAKkın
rızasını kazanmak; kişinin kendi vehmi
varlığından kurtularak, varlığının gerçek
sahibi olan ilahi varlığa teslim etmesiyle olur.
Daha
evvelki mertebelerde başlayan teslim hali burda kemalini bulur. Çık
aradan kalsın yaradan sözüyle ifadesini bulan bu yaşam neticesinde,
kul, Rabbına elindeki emaneti teslim edince benlik davası
ortadan kalkar, emanet sahibine devredilir.
Bu
hal Rabbının rızasına sebeb olur. Böylece kul, razı
olunmuşlardan, yani ehli Merdiyyeden olur.
radıyallahü
anhüm ve radu anh (Maide Suresi 5/119) ALLAH onlardan razı ve
onlar da ALLAHdan razı âyeti gerçek hali ile yaşama geçmiş
olur.
Rivâyet
ederler ki Hz. Ömer (R.A) bu hali yaşayıp idrak ettiğinden
meydana gelen hoşluk neticesinde ene razı ente razı
yani ben razı, sen razı diye diye sema etmeye
başlamış.
yühıbbühüm
ve yühıbbünehü (Maide Suresi 5/54) ALLAH
onları sever onlarda onu sever âyetinde belirtilen HUB yani
muhabbet SEKR, yani İlahi serhoşluk, Aşk
hükmüne ulaşmıştır.
Evvelce
seven iken sonra sevilen olmaya başlamıştır.
Böylece seyrine devam eden sâlike yavaş yavaş Nefs-i Safiyeenin yolu
açılır. Önüne çıkan engelleri aşa aşa, hedefîne
doğru ilerlemesine devam eder.
ALLAH
c.c. herkesi hedefine ulaştırsın, amin.
YEDİNCİ
BÖLÜM
N E F S - İ S A F İ Y E
NEFS-İ
SAFIYE: Sonradan arız olanları terk etmek, kendi özel
hali ile saf kalmak, anlamındadır.
Zikri:
Ya KAHHARdır.
İdraki: limenil
mülkül yevme lillâhil vahıdil kahhar (Mümin Suresi 40/16)
Meâli:
Bugün mülk kimindir? Vahid ve Kahhar olan
Allahındır.
Hali: fela
temûtünne illâ ve entüm müslimün (Bakara Suresi 2/132)
Meâli: Sakın ha ölmeyin, ancak müslüman olarak ölün
Yaşantısı:
Nefs-i Safiyenin belirgin sıfatı, beşeri
varlığından tamamen soyunmuş
olmasıdır.
Ahlakı,
yokluktur, hiçliktir, yorumsuzluktur.
Özelliği,
renksizliktir, kayıtsızlıktır, dünyadan
uzaklaşmadır.
Kendini
gerçek hüviyeti ile bir başka manada, bir başka alemde
bulmasıdır. Geçici dünya şartlanndan kurtulup ebedi aleme
intibak etme başlangıcıdır.
Kişi
dilerse seyrini burada bırakabilir, fakat daha ilerisini isterse
çalışmalarını sürdürmesi gerekir.
Bu
makamın anahtarı ve yükselticisi KAHHAR ismidir.
Mürşidinin
himmeti, irşadıdır.
Tarikat
mertebesinin sonudur.
Hakikat
yaşamına geçmeğe namzettir. HEYBET ve ÜNS
tecellisinin başlangıcıdır.
KISA BİLGİ
Seyrine
Nefs-i Emmareden başlayıp devam eden sâlik nihâyet Nefs-i
Safiye mertebesine ulaştığında kendisinde çok büyük
değişiklikler olduğunu müşahede eder. Evvelce var ve
zannettiği birimsel varlığının aslında hiç
bir zaman var olmadığını, bunun bir şartlanma ve hayal
mahsulü olduğunu anlar.
İşte
bu idrak içersinde, Bugün mülk yani Beden mülkü kimindir? sorusuna
kendi öz müşahedesi ile Vahid yani tek bir ve Kahhar olan ALLAHındır
gerçek hükmünü duyarak cevap verir.
ALLAHın
mülkünde ikiliğe yer olmadığını, görünen
varlıkların onun zuhur mahalleri olduklarını ve
bunların kendilerine has bir varlıkları
olmadıklarını anlar.
Ancak
bu düşünce ve yaşam buraya ulaşanlara has bir hükümdür. Kesret
yani çokluk aleminde yaşayanlara göre değildir.
KAHHAR ismi
son kalan birimsel benlik artıklarını da ortadan
kaldınp tam bir safiyete ulaştırır. Bu safiyet sâlikin tam
ve mutlak öz yapısı ile kalmasıdır, o da HAKtan başka
bir şey değildir.
Bu mertebe
çok değişik bir yaşam arzeder. Burada yaşanan hayatın
sırrını, ancak yaşayanlar idrak ve muhafaza edebilirler. Bu
halin bazı tehlikleri de vardır, iradesi güçlü olanlar bu tehlikeleri
yenerler.
Sakın
ha ölmeyin, ancak müslüman olarak öl, emri ilahisi bu vadide çok önem
taşır. Cenabı HAK kulunun gaflet içerisinde ölmesine
razı değildir. Ancak müslüman olarak ölmesine
rıza gösterdiğini açık olarak bildiren bu ayetin tahakkuk yeri
gerçek haliyle Safiye mertebesidir.
Müslüman
kelimesinin gerçek ifadesi, teslim olan geçici varlığından
kurtulup, salim olan manasınadır.
Rabbımızın
ikazı bizleri hayali, vehmi ve birimsel
varlığımızın emri altında iken ölmemizden
kurtarıp, gerçek kimliğimize ulaşınca ölmemize rıza
gösterdiğini belirtmesi içindir.
Gerçekten
kendini bilmeden, bulmadan bu dünya ayrılmak büyük kayıptır. Muti
kable ente mut yani ölmeden evvel ölünüz hadis-i kudsisiyle Efendimiz de
bu hale güzel açıklık getirmiştir.
Kendi
nefsinden ölenler, HAKkın varlığı ile
dirilirler, ki işte bu gerçek yaşamdır, ondan sonra artık o
kimseler ölmezler.
Bazı
TASAVVUF okulları Nefs-i Safıyede sulüku bitirirler ve bu
araya daha başka mertebeler de ilave ederler. Her okulun sistemi kendine
göredir.
Biz
buraya kadar olan seyri, sadece Enfüsi yani kendi nefsimizdeki
tahakkukunu görüp yaşadık, bundan sonra gelecek olan HAZARAT-I
HAMSE yani (beş hazret) mertebesi ile de afaki seyri yani
dış alemdeki seyri anlatmaya çalışağız.
Ancak.
bu seyri de tamamlayanlar gerçek manada Tevhide yani birliğe
ulaşabilirler.
Gayret
alandan, himmet verenden, muvaffakiyet ALLAHdandır.
ALLAH
c.c. bundan sonraki seyirlerimizi de tamama erdirsin. amin.
İKİNCİ
KISIM
H A Z A R A T
- I H A M S E
(Beş
hazret Mertebesi) Tüm varlığı beş mertebede müşahade
etme, birleme Tevhid mertebeleri
SEKİZİNCİ
BÖLÜM
T E V H İ D -
İ E F A L
Makamı
: Tevhidi Efal (Fiillerin
birliği) anlamındadır.
Zikri
: Ya Fettah tır.
Alemi
: Alemi Şehadet (madde müşahade) alemidir.
Peygamberi : İbrahim a.s.
dır
Lakabı
: Halilûllah dır.
Kelimesi
: lâ faile illâllah (Faili mutlak, ancak Allahtır.)
Seyri
: Seyri ilallah (Allaha seyir)
İdrakı : senürihim ayâtina fiylafâki ve fiy enfüsihim
(Fussilet 41/53 âyet)
Meâli
: afakta ve enfüsteki âyetlerimizin hakk olduğunu
yakında göstereceğiz
Hali:
küllü şeyin halikün illâ vechehü lehül hükmü ve ileyhi türcaune (Kasas
28/88 âyet)
Meâli
: onun vechinden başka herşey helak
olacaktır, hüküm onundur, ona döndüleceksiniz
Yaşantısı:
Nefis mertebelerini bitirip, tevhidi efale varan kişinin
sıfatı evvela kendi varlığında tevhidi
oluşturmasıdır.
Nefsi
Safiyede beşeri varlığından tamamen soyunmuş olarak,
hiçlik, yokluk, renksizlik halinde iken burada hakikati yönünden tekrar kendi
özel ve hakkani kimliğine ulaşmasıdır. Eski birimsel
varlığının başka bir idrak ve oluşumla
değişmesidir.
Bu
seyr tamam olunca kişi çalışmasını dış aleme
çevirir ve orada tevhid idrakını oluşturmaya başlar.
Bu
makamın anahtarı ve yükselticisi FETTAH ismidir.
(işaretini ehli bilir)
Mürşidinin
himmeti, irşadıdır
Hakikat
mertebesinin başlangıcıdır. Ancak bu
makamın olgunlaşması için burada bir müddet daha misafir
olmanız gereklidir.
KISA
BİLGİ
Bu
mertebede kişi daha evvelce görmüş olduğu ENFÜSİ
yani kendi nefsinde yaşadığı hakikatleri bu defa AFAKta
yani dış alemde yaşamaya başlar.
Kuranı
Kerimde bu hakikati ilk defa idrak edip yaşayan kimsenin İbrahim
(a.s.) olduğu bildirilmiştir. senüriyhim ayatina fiyl afakı
ve fiy enfüsihim hatta yetebeyyene lehüm ennehül hakk meâlen afakta ve
enfüsteki âyetlerimizin hakk olduğunu yakında göstereceğiz
kelamı ilahisi bunu çok güzel anlatmaktadır.
Bu
mertebeye ulaşan kimse Allahın âyetlerinin, yani işaretlerinin Hak
olduğunu müşahade eder. Böylece oluşan bütün fiillerin,
Hakkın fiilleri olduğunu YAKIYN bir bilgi ile idrak ederek
yaşamaya başlar.
Oldukça
zor olan bu yaşam halinde kişinin çok dikkatli olması
gerekir. Karşısına çıkan her türlü fiilin,
herşeyin, (müspet veya menfi) ne olursa olsun, hepsinin Hak ve Haktan
olduğunu bilmesidir. Ancak bu idrak ediş, buraya ulaşanlara has
bir hükümdür, buna dikkat edilmelidir.
küllü
şeyin halikün illâ vechehü lehül hükmü ve ileyhi turceune meâlen
onun vechinden başka herşey helak olacaktır, hüküm onundur, ona
döndüleceksiniz kelamı ilahisi de bu mertebede çok açık ifadesini
bulmaktadır.
Her
ne kadar bu âyeti kerimenin gelecekte Kıyamet hadisesi ile ilgisi var ise
de, yaşadığımız günde de geçerliliğini koruyup,
bu mertebeye ulaşan kişi, yaşantısında ve
idrakında fiillerin ve eşyanın her yönüyle Hakkın
değişik mertebelerden, ayrı ayrı zuhurları
olduğunu bilmesi anlamındadır.
Böylece
bu günden, kendiliğinden alemin kıyameti kopmuş, yani zaten
zannettiğimiz, fakat aslında sadece isimlerden meydana gelmiş
olan eşyanın hakikati ortaya çıkmış olur.
Eşyanın hakikatini arayanlar neticede bu mertebenini idrakına
ulaşırlar.
Bu
hüküm de HAKKın hükmüdür ve gerçekte görüldüğü gibi herşey ona
döndürülmektedir. Burada döndürülme kelimesi çok iyi
anlaşılmalıdır.
Bu
mertebe kişinin kendi ilahi varlığı ile efal aleminin
birleştiği, bütünleştiği ilk tevhid mertebesidir.
İşte
bu yüzden burası dostluk yani hullet mertebesidir.
İbrahim (a.s.) mın halil olması bu yüzdendir.
Kendinin
ve bütün varlıktaki fiiilerin, Hakkın fiilleri olduğunu
dolayısıyle, kendi vasıtasıyle Hakkın icraatta bulunduğunu
idrak etmesidir. Bu mertebenin kemali fena-i efaldir.
Bu
mertebede kesin olarak bilinmelidir, ki afakta ve enfüste hiçbir şeyin
faaliyeti yoktur; bütün faaliyet Hakka mahsustur.
LA
FAİLE İLLÂLLAH dır.
Allah
c.c. cümlemizin idrakını açsın. Amin.
Bu
bahsi burada kesiyoruz.
Bu
mevzuda daha geniş bilgi Altı Peygamber isimli
kitabımızın İBRAHİM A.S. bölümünde gelecektir.
DOKUZUNCU
BÖLÜM
T E V H İ D -
İ E S M A
Tevhid-i Esma, İsimlerin birliği
anlamınadır.
Makamı
: Tenzih dir.
Zikri
: Ya VAHİDdir.
Alemi
: Alemi Melekuttur, alemi ervah, alemi hayal de
denir.
Peygamberi : MUSA AS. dır.
Lakabı
: Kelimullah dır.
Kelimesi
: la mevcude illâllahdır, yani mevcud olan ancak
ALLAHtır.
Seyri
: Seyri ilâllah (ALLAHa seyir)
İdrakı: ve
lillâhil meşriku vel mağribu feeynema tüvellu fesemme
vechullahi innallahe vasiun aliym (Bakara 2/115 âyeti)
Meâli
: doğu da, batı da Allahındır.
Nereye dönerseniz Allahın isimlenmiş vechi orasıdır.
Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.
Hali:
küllü men aleyha fenin ve yebka vechü RABBİKE zülcelali vel ikram (Rahman
55/26-27 âyet)
Meâli
: Varlık aleminde bulunan her KİMlik fanidir,
ancak yüce ve ikram sahibi rabbının varlığı bakidir.
Yaşantısı:
Tevhid-i Esmaya varan kişinin sıfatı, tevhid mertebelerini daha
ince bir seziş ile idrak etmeye başlamasıdır.
Kişi,
Tevhid-i efalde fiilleri birlemişti. Bu defa fiilleri meydana getiren
isimleri birlemesi gerektiğini anlamaya başlar.
Her
fiilin ESMAÜL HÜSNA (Allahın güzel isimleri)nden birinin zuhur
yeri olduğunu kavrar.
Bu
makamın anahtarı ve yükselticisi VAHİD ismidir.
İşaretini ehli bilir,
Mürşidinin
himmeti, irşadıdır.
Hakikat
mertebesinin devamıdır.
KISA
BİLGİ
Bu
mertebede kişi daha evvelce, tevhid-i efalde gördüğü fiil
birliğini; bu defa fiilleri meydana getiren ve onlara kimlik veren
isimlerde görüp ESMAÜL HÜSNA (Allahın güzel isimleri)i
birlemeye çalışacaktır. Epey gayret isteyen bu idrak ve
yaşamda Hakkın yardımı ile
olgunlaştırılır.
Kişide
varlığın ve fiillerin kaynağının ESMA
ALEMİ olduğu bilinci yerleşince bu yaşam kişiyi TENZİHi
bir yaşama doğru götürür, gerçek TENZİHi (noksan
sıfatlardan arındırma) bu mertebeye ulaşan kimseler
yapabilir.
Bu
mertebe ilk olarak gerçeği itibarile Musa (a.s) ma ve ondan da Beni
israil kavmine verilmiştir.
Ancak
onlar daha ziyade madde ve paraya düşkün olduklarından bu hakikati
idrak edememişler, her şeyi madde de aramışlar ve neticede
maddeperest olmuşlardır.
Doğu
da batı da Allahındır, nereye dönerseniz Allahın
isimlenmiş vechi orasıdır diye buyuran kelamı ilahi bu
mertebeyi çok açık bir şekilde anlatmaktadır.
Bu
mertebede salik VAHİD ismi ile birlikte LÂ MEVCÜDE İLLÂ
ALLAH kelimesini fırsat buldukça çekmelidir.
Gözüken
her şey ve oluşan her fiil bir esmanın zuhurudur idrakine
ulaşan kişi SIRATULLAH - MARİFETULLAH Allah bilgisi
yolunda epey menzil aldı demektir.
Varlık
aleminde bulunan her KİMlik fanidir, ancak yüce ve ikram sahibi
Rabbının varlığı bakidir. Kelamı îlahisi bu
mertebenin kemalini anlatmaktadır.
Bu
mertebede bir hayli çalışma neticesinde varlıklardaki İZAFİ
KİMlikler düşer ve onların yerini Celal ve İkram
sahibi olan Allahın güzel isimleri, ESMAÜL HÜSNA alır.
Daha
evvelce varlıklarının kendine ait olduğu ZAN edilen
isimler düşmüş, gerçek, yerini konmuş olur. Aslında gerçek
zaten, yerindedir, fakat bizdeki yanlış bilinç ve uygulama yerini
doğru ile değiştirmiş olur.
Bu
mertebenin kemali FENA-İ ESMA yani izafi isimlerin fena (son)
bulmasıdır. Bir başka deyişle kendi
varlığında ve dışarda gördüğü, hissettiği
her varlığın Allahın güzel isimlerinden meydana
geldiğini bilmesi ve Onu bütün noksanlıklardan mutlak TENZİH ederek
yaşamasıdır.
Bu
mevzuda daha geniş bilgi Altı Peygamber isimli
kitabımızın MUSA A.S. bölümünde gelecektir, fakat en verimli
eğitim yolu sohbettir.
ONUNCU BÖLÜM
T E V H İ D -
İ E S M A
Tevhid-i Sıfat,
Sıfatların birliği anlamınadır.
Makamı
: Teşbih (benzetme) dir, fena fillâh Allahta fani
olmaktır.
Zikri
: Ya AHÂDdir.
Alemi
: Alemi Ceberruttur, (Hakikati Muhammedi)dir.
Peygamberi : İSA a.s.
dır.
Lakabı
: Ruhullahdır.
Kelimesi
: LÂ MEVSUFE İLLÂLLAH (sıfatlanmış olan ancak
Allahtır)
Seyri
: Seyri fillâh ALLAHda seyir
İdrakı: küllü
nefsin zaikatül mevt (Ali İmran 3/185 âyeti)
Meâli
: her nefis ölümü tadacaktır.
İdrakı: ve
eşhedehüm alâ enfüsihim (Araf 7/172 âyeti)
Meâli
: Kendi nefisleri üzerine şahid oldular.
Hali:
Fenefahnâ fiyha min ruhina (Enbiya 21/91 âyet)
Meâli
: Biz ona ruhumuzdan nefh ettik.
Hali:
ve eyyednahu biruhil kudüsi (Bakara 2/253 âyeti)
Meâli
: biz onu ruhül kudüs ile destekledik.
Yaşantısı:
Bu mertebede kişi daha evvelce bu varlığın ESMAÜL
HÜSNA ALLAHın güzel isimlerinden kaynaklandığını
idrak etmişti. Bu defa isimlerin dahi kökenlerinin Allahın
sıfatlarına Sıfatı Subutiye yani hayat, ilim,
irade, kudret, kelam, semi, basara dayandığını ve
herşeyin aslında bu sıfatlardan
kaynaklandığını anlamaya başlar.
Bu
makamın anahtarı ve yükselticisi AHAD ismidir.
İşaretini ehli bilir.
Mürşidinin
himmeti, irşadıdır.
Hakikat
mertebesinin devamıdır.
KISA BİLGİ
Bu
mertebede kişi daha evvelce Tevhid-i Esmada gördüğü isim
birliğinin aslında SIFAT birliğine
dayandığını idrak etmeye başlar.
Sıfatı
subutiye diye bilinen Cenabı Hakkın yedi
sıfatı başta olmak üzere bütün sıfatlarının
faaliyetlerinin iyi idrak edilmesi için çok
çalışılmalıdır.
Bu
mertebeye ulaşıncaya kadar epey yükselme kaydeden sâlik; burada bir
mertebe daha yükselir ve TENZİHten TEŞBİHe
ulaşır.
Daha
evvelce HAKkın varlığını, isimler düzeyinde bâtında
müşahede etmiş iken; bu defa zahirde Sıfat boyutunda
müşahede etmeye başlar. Her varlıkta HAKkın bir
sıfatını görüp; her şeyi ona göre değerlendirir.
Her
nefis ölümü tadacaktır hükmü ilahisi bu hali ne güzel anlatır. Nefs
kelimesi ile anlatılmak istenen mana; İnsanda bariz olarak
benliğinin en geniş manadaki vasfı olmakla birlikte, diğer
varlıklarda da mertebeleri itibariyle, böyledir. İşte, her
varlıktaki birimsel nefs ölümü tadacaktır. Ondan sonra, kendi
nefisleri üzerine şahid oldular hükmüyle de; gerçek İlahi
nefslerini teşbih mertebesinde müşahede etmiş
olacaklardır.
İdrak
ve yaşantısı oldukça zor olan bu mertebede sâlik, tüm
sıfatlarının Hakkın sıfatları olduğunu
idrak etmeye ve bu anlayış içinde hayatını sürdürmeye devam
eder.
Âdem
(a.s) hakkında buyurulan, ben ona Ruhumdan nefh
ettim hükmü daha, daha kemale ulaşarak,
İsa
(a.s) hakkında, biz ona ruhumuzdan nefh ettik şeklini
alır. Biz ifadesi ile ondaki sıfatların, kendi
sıfatları olduklarını açık olarak belirtmiştir.
Biz
onu Rühül kudüs ile destekledik kelamı îlahisi ile de; bu
mertebenin mukaddes bir mertebe olduğu
anlatılmıştır.
Bu
mertebeye ulaşan kimseleri izafi babaları kalmaz çünkü fena
fillâh Allahda fani ve yok olmuşlardır. Bunların
babaları Ruhul Kudüstür.
İnsanlık
seyrinin kemal yolunda fena fillâh ve teşbih ifadesi ile
de belirtilen İSEVİYYET mertebesini Hıristiyanlar,
içlerinde çok azı müstesna ne yazıkki hiç anlayamadılar. Bu
yüzden (üçlü ALLAH) yani Baba - ana oğul ifadeleriyle izaha
çalıştılar. İsa (a.s).mın gerçek makamım idrak
edemediler.
Hakta
fani olanın kendine has bir yaşantısı
olamıyacağından İsa (a.s).mın şeriatı
da yoktur. Musa (a.s) şeriatına uymaya çalışan
Hıristiyan alemi, işte bu yüzden tam bir kargaşa ve belirsizlik
içindedir.
Ne
acı durumdur ki ellerinde KURAN gibi çok yüce bir hükümler manzumesi ve
İlahi kelamı bulunan İslam müntesipleri de onların
inançlarım kendi geçici hevesleri uğruna alet olmakla her türlü
yaşamlarına özenmekte ve büyük bir iştah ile onları örnek almaktadırlar.
Fena
Fillâh mertebesine ulaşan kişinin
karşılaşacağı epey zorluklar vardır ki bunun en
önemlisi kayıdsızlığa düşmesidir.
Hiç
bir şeyle kayd altına girmek istemez, çünkü HAKta fani
olmuştur. Burada kalmak oldukça zordur.
Eğer
farkında olmadan tekrar eski birimsel nefsine düşerse, inkarcı
zındık olur, çok tehlikeli bir haldir.
Kurtuluşu
AHAD ismiyle birlikte La mevsufe illelah zikrini fırsat
buldukça çekmeli, rehavete ve gevşekliğe düşmemelidir.
Kendi
sıfatlarının ve alemdeki bütün sıfatların ALLAHın
sıfattan olduğunu idrak edip böylece bu mertebede
yaşamını sürdürmelidir.
Kuranı
Kerîmde bu hakikati ilk idrak eden kişinin İsa (a.s)
olduğu bildirilmiştir.
Hazmı
ve yaşamı oldukça zor olan bu mertebeyi Allah c.c. arzulularına
kolay getirsin, gayret bizden, yardım ve muvffakiyyet Allahdandır
c.c..
Bu
mevzuda daha geniş bilgi altı Peygamber isimli
kitabımızın İsa (a.s) bölümünde gelecektir. Fakat en
güzel ilim müşahede ile kazanılan ilimdir.
ONBİRİNCİ
BÖLÜM
T E V H İ D -
İ Z A T
Tevhid-i Zât, Zatların birliği
anlamınadır.
Makamı
: Tenzih-i ve
Teşbih-i Tevhididir. Cem, yani toplamadır.
Baka billâh (Hakkta bâki olma) demektir.
Zikri
: Ya SÂMEDdir.
Alemi
: Zat alemi (Alemi lâhud)
Peygamberi : Muhammed Mustafa
(SAV). dır.
Lakabı
: Habibullah dır.
Kelimesi
: la mağbude illâllah - lâ ilâhe illâllah dır.
Seyri
: Seyri meaallah Allahla beraber seyirdir.
Suresi
: İhlâs Sûresi dir
İdrakı: şehidellahü
ennehü lâ ilâhe illâ hüve (Ali İmran 3/18 âyeti)
Meâli
: Allah kendi kendine şahittir,
ki ondan başka ilah yoktur.
Hali:
inneniy enellahü lâ ilâhe illâ ene fabüdniy (Ta- Ha 20/14 âyeti)
Meâli
: şüphesiz ben
allahım benden başka ilah yoktur artık bana ibadet et.
Yaşantısı: Daha
evvelki mertebede Hakkta fani olup, kendini kayıp eden gaib eden
yok olan sâlik, eğer bu mertebeye ulaşırsa, tekrar kendine
gelir. Fakat bu kendine geliş eski haliyle değil yeni haliyle ve çok
latif olacaktır. Onu gören yine eskisi gibi haliyle zanneder.
Fakat bu defa o Hakkla baki baka billâh olarak hayatına devam
etmeye başlar.
Bu
kişinin ahlakı tahallaku bir ahlakıllah hikmeti
gereği Allah ahlakıyle ahlaklanmaktır. Acaip bir
yaşamdır. Muhafazası oldukça zordur.
Bu
makamın anahtarı ve yükselticisi Samed ismidir.
Marifet
mertebesinin başlangıcıdır.
KISA BİLGİ
Salik
daha evvelce varlığın Allahın sıfatlarından
meydana geldiğini idrak etmişti. Bu mertebede sıfatların
dahi kökenlerinin Allahın zatına
dayandığını ve varlıklarını ondan
aldığını idrak eder.
Bütün
varlık, efal, esma, sıfat, ve zat alemleri ile
birlikte, bir bütün ve bu bütünün de özünün Allah c.c. olduğunu
iyice anlayıp bu mertebede tam bir mutmain (tatmin) olanlardan olur.
Hadiselere,
kesret yani çokluk gözüyle bakan kişi, yazıyı kalemin
yazdığını zanneder. Vahdet yani birlik gözüyle bakan
arif kişi ise, evvela kalemi, sonra kolu, sonra bedeni, daha sonra da,
kafayı yani aklı görüp idrak eder, ki yazının
oluşmasında mutlak hakimiyet akıldadır.
Eğer
akıl olmasa bütün bu faaliyet hiç olmaz. Azalarda ve kalemde meydana gelen
hareket, aklın yani zatın ürünüdür, diğerleri
vasıta ve zuhur mahalleridir.
Bu
mertebenin kemali, fena-i zattır, zatların fani
olmasıdır. Kendi zatının ve alemdeki bütün zatların,
aslında Allahın zatından başka bir şey
olmadığını idrak eder ve yaşar. Böylece izafi
varlığını, zatını kaybetmiş; onun yerine
Hakkanî varlığını, zatını bulmuş, Hakka
meczup (Hakla baki) baka billâh olmuştur.
Artık
bu kimseler ölmezler. Çünkü ölmeden evvel ölüp, daha bu dünyada iken Hakla ve
Hakta dirilmişlerdir.
İşte
ihlası şerifi ancak bu kimseler gerçek manası ile
okuyabilirler ve yaşarlar.
Kelime-i
tevhid dahi geniş hali ile bu mertebede tam ifadesini
bulur. Allah kendi kendine şahittir ki ondan başka ilah yoktur
kelamı ilahisi bu hali ne güzel izah eder. Her âyetin bir doğuş
yeri vardır, işte bu âyetin doğuş yeri de, ZAT alemidir.
Kuran-ı
Kerimi okurken; hangi âyetin, hangi alemi, hangi mertebeyi
anlattığını idrak etmemiz bize çok şey
kazandıracaktır.
Gerçek
Kuran okumak yukarıda bahsedilen mertebeleri idrak ettikten sonra; ancak,
mümkün olur. Beşeriyet ve benlik kalıpları içinde Kuran-ı
Kerimi okumak ne yazık ki onu sadece efal yani fiil ve madde
kalıptan içinde çok sınırlı bir mana ile anlamaktan öteye
geçemez.
Allah
c.c. bütün müminleri gerçek Kuran okuyanlardan eylesin. Amin.
inneniy
enellahü la ilâhe illâ ene fabüdniy (Ta-Ha Suresi
20/14. âyet) Şüphesiz ben
ALLAHım, benden başka ilah yoktur, bana ibadet et
kelam-ı ilahisi bu mertebede şüphesiz olarak bütün
varlığın Hakkkın varlığı olduğunu ve
ibadetin sadece ona yapılması gerektiğim açık olarak emir
ile bildiriyor.
Bu
mertebede yapılan ibadetin ismi UBUDETtir. Bunun nasıl bir
ibadet olduğunu oraya ulaşan ehli bilir.
Bu
ibadet, kesret yani çokluk aleminde yaşayan kimsenin ibadetine benzemez.
Bunlar, SALATU DAİMUN devamlı namaz içindedirler. Efal alemi,
esma alemi, sıfat alemi, ve zat aleminin
namazlarını; her mertebenin hali gereği yerine getirirler ve
ibadette kemal ehlidirler.
Bunları
dışardan tanımak mümkün olmaz. İbadetleri sadece Allaha
olur. Allah c.c. kendine has kulları arasına almış
olduklarını kendine ayna eylemiştir.
Dilerse;
bu mertebede cezbeli olarak bırakır,
Dilerse;
bir mertebe daha verip tekrar geriye döndürür.
Burada
yaşayan kimsenin işi sadece HAKK iledir, ondan başka varlık
göremez, görmediğim Allaha ibadet etmem der.
Bu
engin idrak ve müşahede içerisinde hoş bir hal ile hayatına
devam eder. Bunlar için korku ve hüzün yoktur, bahtiyar kimselerdir.
Oldukça
gayret isteyen bu mertebeye Allah c.c. meraklı ve arzulu olanları
çıkarsın, amin.
Bu
mertebeye ulaşıp ZAT alemi yaşantısını ilk
olarak ortaya getiren kişi, Hz. MUHAMMEDdir. Tenzih ve Teşbihi
birleştirip, Tevhid eden; oradan da Vahdete eren yani Museviyyet
ve İseviyyet hükümlerini birleştirip; onların ayrı
ayrı yollar değil, bir bütünün sistemi içerisinde, onun mertebeleri
olduğunu anlatan ve kendi getirdiği Vahdet hükmü ile de
İnsanlığın ALLAH bilincinde MARÎFETULLAH en
üst mertebeye ulaşmasım sağlayan, nihâyet HABİBULLAH lakabım
alan himmeti yüce kişidir.
Bu
mertebenin yolu ancak onun ümmetine ve ona iman edip inananlara
açılmıştır. Başka hiç bir şekilde bu mertebeye
ulaşmanın imkanı yoktur.
Ahir
zaman ümmeti olan bizler, bundan istifade etmesini bilmeliyiz.
Gayret
bizden muvaffakiyyet ALLAHdandır, c.c.
ONİKİNCİ
BÖLÜM
İ N S A N
I K A M İ L
İnsan-ı Kamil : Kamil İnsan anlamınadır.
Makamı : Ahadiyyet
(Cemül Cem) toplamların toplamı.
Zikri
: Allah CC. dir.
Alemi : Bütün
alemler her alemde gereği gibi hareket etmek
Peygamberi : Muhammed Mustafa (SAV). dır.
Lakabı : Abdühu
ve Resulühu
Kelimesi :
lâ ilâhe illâllah
muhammederrasulüllah dır.
Seyri : Seyri
anillâh (Allahdan seyr)
Suresi : Fatiha
(el hamd) dır.
İdrakı:
ve ma erselnake illâ rahmetenlil alemiyn (Enbiya
21/107 âyeti)
Meâli:
seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.
Hali: ve
ma remeyte iz remeyte ve lakinnallahe rema (Enfal 8/17 âyeti)
Meâli:
attığın zaman sen atmadın ancak
Allah attı
Hali:
men reani fekad reel hakk (Hadis)
Meâli:
beni gören ancak Hakkı görmüş olur
Yaşantısı: Daha
evvelce Hakkta baki baka billâh kendi halinde alemden habersiz iken
sâlik, bu mertebede uyandırılıp kendisine yeni bir elbise
giydirilip, tekrar eski beşeriyyet alemine gönderilir.
Dışı,
Şeriati Muhammedi; içi, Hakikati Muhammedi ile bezenmiş
olduğu halde halka çok yumuşak ve müşfik bir şekilde
yaklaşır.
İstidat
ve kabiliyeti olanları ellerinden tutup daha evvelce kendi geçtiği
yolları takip ederek, Hakkın huzuruna çıkarıp Mirac ettirmeye
çalışır. Hayatı böylece devam eder gider.
Dışı halk, içi Hakk iledir.
Son
derece geniş ihatası olan bir mertebedir. Hakkını vermek
oldukça zordur. Bu makamın anahtarı devamlı olarak ismi celal
ve kelime-i tevhid okumaktır.
İşaretini
ehli bilir.
Mürşidinin
himmeti, irşadıdır.
Marifet
mertebesidir.
Buradan
sonra kişi kemal ehli olup, başkasına ihtiyacı
kalmaz. Sözleri genellikle ilhamdır.
İstidadı
nispetinde son nefesine kadar mertebesini
geliştirebilir. Bu mertebenin sonu yoktur.
KISA
BİLGİ:
En
baştan başlayıp nefs-i emmareden yola çıkan sâlik nihâyet
epey uzun çalışma ve gayretlerden sonra Hakkın izni ve yol
göstericisinin himmetiyle eğer bu mertebeye ulaşabilirse çok
değerli bir iş yapmış olur, bu değeri madde aleminin
maddi kıymetleri ile ölçmek imkansızdır.
Çık
aradan kalsın yaradan sözleriyle belirtilmek istenen, izafi
varhğının yukarıda gösterilen yollardan geçerek ortadan
kalkması neticesinde, zaten HAKkın olan varlığım,
gerçek hali ile idrak edip bütün varlığında onun hareket
ettiğini ve onun da kendinden başka bir şey
olmadığım anlayıp bu Hakkani vasfı ile tekrar
kesret/çokluk alemine dönen kişi, deryaya ulaşan suyun buhar haline
gelip, bulut olup tekrar yağmur haline gelmesine benzer.
O
yağmur tanesi sağda solda kalmış yağmur damlaları
ile birlikte bir dere oluşturur, dere, nehre, nehir tekrar denize
ulaşır. Bu böylece devam eder gider. Kim ki bu dönüşümü idrak
eder, alemin sırrım çözmüş demektir.
İlahi
vasıflarla Zât aleminden beşeriyet alemine dönen ilk
yüce İnsan İNSAN-I KAMİL Muhammed Aleyhisselamdır.
Alemlerde
onun özel mertebesine ulaşmanın kimse için yolu yoktur.
Ondan
veraset alan yüce Gavslardan sonra bu mertebeye ulaşan kimseler ise Kamil
insanlardır.
İşte,
halk içinde bunları tanımak pek mümkün olmaz. Çünkü bütün
vasıflarla birlikte olduklarından, belirli bir vasıfları
yoktur. Bunları ancak irfan yoluyla anlamak mümkün olur. Kim ki
bunları tanıyıp bulur ve uyar işte onlar, azim ve gayret
ile zaman içerisinde o kervanda yol alarak menzillerine ulaşabilirler.
Bu
mertebenin özelliği Cem ül cem yani toplamların
toplamıdır. Varlığında efal alemi, esma
alemi, sıfat alemi ve zat alemi, cem edilmiştir.
Dışı,
her ne kadar beşeri sureti görüntüsünde ise de; içi tamamen HAKkın
tüm mertebelerini ihata etmiş bilinmez bir sır deryasıdır.
Hak
onda her mertebeden gerektiği gibi zuhur eder. O, alemde HAKtan
başka hiç bir şey müşahede edemez.
Bayezid-i
Bistaminin dediği gibi kırk sene varki halk beni
kendileriyle ünsiyet eder zannediyor, halbuki ben Hak ile ünsiyetteyim sözü
ve yaşantısı bu mertebenin halini pek güzel anlatır.
Bu
mertebenin ehli nasa akılları düzeyinde hitab ediniz Hadisi
şerifinin hükmü ile, karşısına gelen kimse hangi akıl
düzeyinde ise onun mertebesini bilir ve ona oradan hitab eder, eğer
kabiliyetli görürse az daha üst mertebeden hitab ederek oraya doğru
yükseltmeye çalışır. Eğer kabiliyet görmezse rengine boyar
ve o kişiyi olduğu yerde bırakır.
Bu
kimseler, marifetullah ALLAHı, KURAN-ı ve HADİSleri,
her mertebede idrak eder ve her mertebenin hakkını vererek
yaşar.
Cami
ismiyle toplayıcıdır. Bütün varlığa faydalı ve
merhametlidir.
O kişi ve ma yentıku anil heva in hüve
illâ vahyün yuha (Necm Sûresi 53/3-4. âyeti) O kendiliğinden
konuşmamaktadır, onun konuşması ancak kendisine bildirilen
bir vahy iledir, âyetinin tecelli ve bereketi ile Makamı Muhammedden
aldığı yansıma ve ilahi bir lütuf ile olmaktadır.
1.
İşte ancak bu sözler gerçek hedefini bulur
2.
ve orada Nur-u Muhammediyyeyi parıldatmaya başlar.
3.
Ancak bu sözler kalplere şifa, gönüllere safa, ruhlara baka
kazandırır.
4.
Ham meyveyi oldurur, ölmüşü diriltir.
5.
Dünya sarhoşunu ayıltır, ahret sarhoşunu
bayıltır,
6.
uyuyanı uyandırır, atılı harekete geçirir.
7.
Yolcuyu menziline ulaştırır.
8.
Dargınlan barıştırır, aşıkını
maşukuna kavuşturur.
9.
Mahcubların perdesini açar.
10.
Ümidsizleri ümidlendirir.
11.
Cehli ilme dönüştürür.
12.
Pulu altın eder,
13.
Kulu sultan, sultanı insan eder.
14.
Sözleri pahası bulunmaz değerlerdir.
Bu
kimseler, ancak, Allah c.c. zikri, Allah c.c. muhabbeti ve Allah
c.c. sohbetiyle huzur bulurlar.
İşte
gerçekte sadece bunlar abdühu abd (kul) olurlar ve rasulühu ancak
bunlar gönülden haber verirler.
Bu
kimseler kelime-i tevhidi her mertebede ve her mertebenin hakkını
vererek söylerler, gerçek tevhid ehli bunlardır.
Bu
mertebeye gelen kişi aynı zamanda Fatiha-yı şerifenin
de yaşantısını en iyi şekilde idrak edendir.
ELİF
, Kamil insandır, on iki noktadan, on iki
mertebeden meydana gelmiştir. Yedisi etturu seba (yedi tur),
beşi Hazaratı hamse (beş hazret mertebesi) olmak üzere
on iki mertebenin ifadesidir.
HAMDı en
geniş manasıyla ancak bu kimseler diyebilirler. Bunların
dışındakiler kendi bulundukları sınırlı
mertebeleri itibariyle nerde iseler, oranın idraki ile hamd ederler.
Namaz,
mevzuulu kitabımızda Hamdın dört mertebesini
anlattık, oradan daha geniş malumat alınabilir.
Fatihayı
şerifin iki (2) vechi vardır. Biri, kulluk, makam-ı
abdiyyet, diğeri ilahlık, makam-ı Ulühiyyettir,
iki yönünü birlikte idrak etmek ve yaşamak, Kamil İnsana has
bir oluşumdur.
Gerçek
hamdı ancak HAK ve HAK ehli yapar, ümmeti Muhammed-e Fatihayı
şerif büyük bir lütuftur.
Biz
seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik hükmünün tecellisi, risalet
menbaı, Hz. Muhammed S.A.V. efendimizin mübarek gönlünden o kişilere
sirâyet ettiğinde, işte, o kişiler de alemlere rahmet olurlar.
Çünkü
gönüllerinde hakikat-i Muhammedinin nuru,
zahirlerinde de şeriat-ı Muhammedinin şerefini
taşırlar.
Cenabı
Hak bunların sırrı ve hakikatleri cihetinden halkı aleme
rahmet eder, fakat alem halkı bu rahmetin nerden geldiğini idrak
edemezler.
Attığın
zaman sen atmadın, ancak Allah attı ilahi hükmü bu
kimselerin yaşantısını ne kadar güzel ve ne kadar açık
olarak anlatmaktadır.
İzafi
varlıkları iflas etmiş yerini HAK
varlığı istila etmiş olan güzel İnsanlardan zuhura
gelen her şey, HAKkın bir fiili hükmüne dönüşmüştür.
Her
mertebede başka yorum ve idraki olan bu ilahi kelamın esas
kaynağı, ZATın İnsan mertebesinden
zuhurunu, halini açık olarak anlatmaktadır. Oldukça zor olan bu
yaşamda bulunan kimselere Allah c.c. kolaylıklar versin.
Rasulü
Sakaleyn iki ağırlığın yani
İnsanların ve Cinlerin Peygamberi olan o yüce ve muhteşem Rasulü
zişan, hiç bir adem oğluna nasib olmayan o kutlu Mirac seyri
ve temaşasından döndükten sonra, men reani fekat reel hak yani
beni gören ancak HAKkı görmüş olur muazzam
sırrınıifşa etmesiyle ne büyük bir irfan hazinesini
insanlığa hibe etmiştir.
Bu
hakikatin bir zerresi insana ulaşırsa, o insan baştan
aşağı sarsılır, çöker yere
yığılır, yanar kül olur savrulur. Sonra tekrar zerreleri
toplanır, yeni bir yapılanma ile kendine gelmeğe başlar ve
gerçek HAKkani hali zuhur etmeğe başladığında kendini
başka bir eda, başka bir safa, başka bir vefa, başka bir
biçimde, başka bir alem içre, başka bir yapı da bulur ve o yüce
Peygamberden kendine ulaşan (İlahi bir yoldan gelen) tecelli
bereketiyle, cübbemin içinde Haktan başka bir şey yok, her
ne yana eğilsem, her şey ol yana eğilir, bana bakan ancak
Hakkı görmüş olur ve benzeri sözleri demeye başlar. Her ne
kadar zahir ehli için bu sözler geçersiz ise de, hakikat-i Muhammediyyeye
ulaşmış kutlu kimseler için geçerlidir.
Bu halleri ancak yaşayan bilir. Rivâyet ve nakil
bilgisi değildir, müşahede ve vehbi ilimdir.
Mertebeleri
aşmış seyr-i sülûkunu TEKMİL TARÎK tamamlamış,
kendi bünyesinde Miracını yapmış kişilerin
hayatı işte yukarıda bahsedilen hallere benzer özellikler
gösterir. Ne mutlu onlara. ALLAH c.c. cümle sâlikler kemale erdirsin.
İslamın
içinde bir çok gruplar vardır. Bunların bazısı şeriat,
bazısı tarikat, bazısı hakikat,
bazısı marifet mertebesindedirler. Hepsi de kendi
mertebelerinde Haktır ve de gerçektir. Ancak en kemalde olan irfan ehli, cem-ül
ceme ulaşanlardır.
Cem-ül
Cem demek, bütün cemleri bir araya toplayıp Ceminde
Cemi demektir. Bu mertebeye eren kişinin iki vechi (yönü) vardır.
Biri halka, diğeri Hakka bakar. Nerede nasıl
gerekiyorsa o vechiyle görünür. Onu tanımak, anlamak cidden çok zordur.
Kamil
İnsan mertebesinin geriye dönüş makamları
vardır. Bunlar evvela Tecelli-i Zat, Tecelli-i Sıfat,
Tecelli-i Esma, Tecelli-i Efaldir. Biz bu rnertebeleri daha fazla
uzatmamak için Kamil İnsan makamında birleştirdik. Bu tecelliler
zaten Kamil însan, mertebesine ulaşan kimselerde tabii olarak
oluşacaktır.
Bu
mertebenin başka bir özelliği de tahallaku bi ahlaki rasulüllah
Peygamberin ahlakiyle ahlaklanın hükmü ile
yaşayışı, beşeri yaşamın icapları
içerisinde Hakkani bir yaşam tarzıdır.
Bu
mertebede her şey gene eskisi gibi yerli yerine dönmüş, zahirde Şeriatı
Muhammedi batında ise Hakikati Muhammedi hükümleri
geçerli olmuş olur.
Bu
zatlar dışta halk ile, içte Hak iledir. Bunları
tanımak çok zordur, gerçek irfan ehli, vasıl kimseler bunlardır.
Halkta, Hakkı; Hakta Halkı müşahede
ederler.
Bir
başka ifadeyle kesrette vahdet, vahdette kesreti yani
çoklukta birlik, birlikte çokluku en güzel
şekilde yaşarlar.
Daha
evvelce ehl-i sünnet vel cemaat yolunu sadece şekil ve suret
halinde, zahirde yaşarlarken, bu defa ehli sünnet vel cemaat yolunu
batını ile birlikte yaşarlar, ki işte gerçek İslamiyet
ve Marifetullah yaşamı budur.
Ehl-i
sünnet yolunu sadece şekiller ve merasimler babında
uygulamak yeterli olamamaktadır.
İşte
İslamı yeteri kadar tanımamak ve tamtamamak buradan
kaynaklanmaktadır. Eğitim yetersizliği ve
bilinçsiz tutuculuk
önümüzde büyük mania oluşturmaktadır.
Ehli
sünnet vel cemeat yolunu irfaniyetle destekleyip batıni
yaşamımızı da faaliyete geçirebildiğimiz gün,
İslam topluluğu olarak hedefimize vardığımız gün
olacaktır.
Gayemiz
en kısa yoldan ve en gerçekçi olarak talipleri HAKka
ulaştırmaya yardımcı olmaktır. Hatalarımız
var ise hoş görüle.
Hakka
giden yollar muhakkakki pek çoktur. Ancak biz, bildiğimiz yolu
anlatmağa çalıştık. Eksik yerler varsa Cenabı Hak
tatbik edenlere ilham vasıtasıyla tamamlatsın, amin.
Muvaffakiyyet
Allahdandır. Onun dileğinin dışında hiç birşey
olmaz.
Muvaffakiyyet ALLAHdandır. Onun dileğinin dışında
hiç birşey olmaz.
Kısaca bahs edilen bu hususlar oldukça uzun bir süre alır, gayret
kişiye düşmektedir.
İnsan taşıdığı yükü bir bilebilseydi?..
16/08/1992
NECDAT ARDIÇ
UŞŞAKİ
TEKİRDAĞ
ÇÖZDÜM
SIRRINI
Düşünürdüm bir zamanlar alemi,
Tefekkür ederdim çok çok halimi,
Arardım bu varlık içre yarimi,
Çözdüm alemin sırrını çözdüm.
La faile illâllah dedi hocam,
Benim de bu oldu bir zaman hecem,
Aydınlandı sonra karanlık gecem,
Çözdüm fiillerin sırrını çözdüm.
Esmalar oldu ikinci durağım,
Sağlam bastı burada da ayağım,
Nurlar ile doldu bütün varlığım,
Çözdüm Esmaların sırrını çözdüm.
Sıra geldi Sıfatlar dergahına,
Bakmadım hiç bir şeyin ah, vahına,
Hep vasıflar HAKkındır anlayana,
Çözdüm Sıfatların sırrını çözdüm.
Zat-ı HAKtır alemde baki olan,
Bu sırlarla tüm içi dışı dolan,
Hak deryasına dik tepe dalan,
Çözdüm Zat-ı HAKkın sırrım çözdüm.
İnsana baktım bir güzel libas,
Yok üstüne alemde, haslardan has,
Kevserden içer, içirir de, tas tas,
Çözdüm İnsanın sırrım çözdüm.
Adem A.L.S. ile dünyaya geldim
baştan,
Kim korkar ki, sonu olmayan yaştan,
İndi ruhum göklerden, yüce Arştan,
Çözdüm Ademin, A.L.S. sırrını çözdüm.
Yolum düştü İbrahime A.L.S. hulleli,
Dostumla dost olunca, dedim beli,
Buraya ulaşan olurmuş veli,
Çözdüm İbrahimin A.L.S. sırrım çözdüm,
Musa A.L.S. ile Turu Sina da bir gün,
Kelimullah lafzım aldık o gün,
Bu işler oldu, sanırım hemen dün,
Çözdüm Musanın A.L.S. sırrını çözdüm.
İsa A.L.S. ile denildi Ruhullah,
İçim dışım boyandı Sibgatullah,
Nerde bulurum böyle bir ehlullah,
Çözdüm İsanın A.L.S. sırrım çözdüm.
Muhammedi A.L.S. oldum yolun sonunda,
Kaybettim kendimi onun yolunda,
Kamusu aşk koltuğu mun altında,
Çözdüm Muhammedin A.L.S. sırrım çözdüm.
Evvel, ahır, zahir, batın, hep hu/odur,
Anladım ki işin gerçeği budur,
Nereye baksam gözüm onu bulur,
Çözdüm varlığın sırrını çözdüm.
Ben, ben sanırdım kendmi evvelce,
Yoğruldum hamur oldum güzelce,
Yeni bir kimliğim oldu pişince,
Çözdüm Necdetin sırrını çözdüm.
NECDET ARDIÇ
TEKİRDAĞ
M E
Ğ E R
Düşündün mü hiç kardeşim
Bu alemde nedir işin
Dünyaya sebebi gelişin
Adem olmakmış meğer
İlim öğrenmekten gaye
Ulaşmak içinmiş yare
İlmin sonunda paye
Arif olmakmış meğer
Her yönüyle hep kemaldir
Görünür varlık cemalde
En güzel oluş herhalde
İnsan olmakmış meğer